27 Ağustos 2012 Pazartesi

Bütün kapıları dışarı açılan şehir: Moskova

Moskova'dan notlar: ÜÇ

Bir şehir düşünün ki tüm kapıları dışarı doğru açılsın. Sonradan tadilat ile bozulanlar dışında kentteki binaların neredeyse tamamının kapıları dışarı açılıyormuş. Benim gördüğüm binaların da çok büyük kısmının kapıları dışarı açılıyordu. Nedenini araştırınca yangın vs durumlarda can güvenliği açısından daha iyi olduğu yanıtına ulaştım. Bizde tüm kapılar içeri açılırken orada dışarı açılıyor.
Aslında yıllarca kapalı kalan bir ülkenin hızlı bir şekilde neredeyse kabak çiçeği gibi açılması ile yıllardır açık bir toplum olan bizlerin de yine çok büyük hızla kapanması yalnızca bir rastlantı mı? kaynana yumruğu adıyla anılan kaktüsün çiçeğinin nasıl açıldığını sabredip izleyenler bilirler, açılışı çok yavaş ve zorlu olur ama açılınca da olağan üstü bir güzellik verir ve ne yazık ki kısa sayılacak bir zaman diliminde de kapanır ve boynunu büker. Ne dersiniz bize benzemiyor mu, açılışı zor ve uzun süren ve bir o kadar da kolay kapanan kaktüs çiçeği...
Sevgiyle
Taylanca




16 Ağustos 2012 Perşembe

Moskova, mezarlık, Mayakovsky, NazıM...

Moskova'dan notlar; İKİ...
Moskova'ya kadar gelip de Büyük Usta Nazım Hikmet'e uğranmadan edilmez diyerek mezarını ziyaret etmek istedik. Keşke gitmeseydik de moralimiz bozulmasaydı. Olağanüstü güzellikte tasarlanmış ve yapılmış, her bir mezarı bir sanat eseri olan tertemiz ve insanı ürkütmek yerine içine çeken bir mezarlıktan söz ediyorum: Novodevichy Mezarlığı...
Öyle bir mezarlık düşünün ki, yemyeşil ağaçların içinde, girişte kroki ile karşılaşarak, kimin nerede yattığını bilerek gezebileceğiniz bir mezarlık. Gerçi kişileri öğrenmek için Kiril alfabesini bilmeniz gerekiyor ama olsun, gezerken tahmin edebiliyorsunuz, sanatçı mı? bilim insanı mı? müzisyen mi? yazar mı? matematikçi mi? ressam mı?
Dedim ya her biri bir sanat eseri şeklinde yapılmış ve ellerinde bezlerle dolaşan görevliler tarafından sürekli temizlenen bir mezarlık. Zaman olsaydı da keşke tamamını doya doya gezebilseydim.
 Bir mezarlık sergi alanı haline gelebilir mi sorusunun yanıtı burayı görünce evet hem de çok güzel olurmuş dedirtiyor. Kitaplarını okuduğunuz, buluşlarını kullandığınız, yapıtlarını dinlediğiniz bir çok ünlü isim burada bir arada. Düşünsenize Nazım Hikmet'i ziyaret ediyorsunuz ve komşularıyla da tanışıyorsunuz. İnsana iyi ki gelmişim dedirten bir sanat bahçesi, ya da açık hava müzesi...

 Gogol, Eiseinstein, Çehov, Gagarin, Mayakovsky, Schostakovich, Tupolev, Prokofiev, Nazım Hikmet, Stanislavski, Tolstoy gibi isimlerin yanı sıra çok sayıda sanatçı, bilim insanı burada ziyarete gelen konuklarını ağırlıyor.
Mezarlığın açılış tarihi 1898. Tasarımı Ivan Mashkov'a ait olan mezarlık 16. yüzyıldan kalma Novodevichy Manastırının bitişiğinde.
Metro ile gitmek için ''Sportivnaya'' istasyonunda inmeniz ve yaklaşık 8-10 dakika yürümeniz yetiyor.
Moskova'ya gidip de uğramamak olmaz...
Sevgiyle
Taylanca



Otobiyografi



1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falına baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam de şart değil
başbakan fakan olacağım da yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir

Nazım Hikmet (11.9.'61 - Doğu Berlin)


15 Ağustos 2012 Çarşamba

Moskova, metro, meydan, marka, muhallebici

Moskova'dan notlar; BİR...
Kızıl Meydan'ın hemen yanı başındaki Burger King'in kırmızısı meydanın kızıllığını almış götürmüş. Yetmezmiş gibi diğer yanındaki devasa alış veriş merkezindeki lüks dünyadaki olup biten her şeyi özetliyor. Egemen olan insanlar mı markalar mı?
Yıllarca kapalı kutu olarak kalan ve sanattan spora hemen her alanda çok güzel işler çıkaran bir halkın ya da daha doğru bir deyişle halkların daha çok facebook için poz veriyor oluşuna yazık demekten başka bir şey bulamıyorum. Yazık, çok yazık...
Kızıl Meydan'daki ''Lenin Mozolesi''nin bulunduğu alanın sponsorları da kentin tamamında var olan kiril alfabesinin egemenliğini kırarak özgün mareka tasarımları ve logoları ile yer buluyor pankartlarda. Gerçekten bu kadarı da fazla dedirtiyor insana. Düşünsenize bir yandan herkesin eşitliğine inanan ve halk devrimine önderlik eden Lenin'in mozolesi, hemen önünde sponsorların sergilendiği pankart.
Moskova'nın metro istasyonları dahil gezebildiğim yerlerinin tamamında kiril alfabesi kullanılırken, küresel markalar gayet güzel latin alfabesine alıştırmaya başlamış insanları.
Yaklaşık 3 saatimi metro istasyonlarını gezmeye ve fotoğraflamaya ayırarak fare misali yerin kat be kat altında dolandım, hem de hayranlıkla. Nasıl hayran olmayayım ki, ne bir nem, ne bir koku ve olağanüstü akıllılıkla tasarlanmış şimdilik 12 hattan oluşan bir metro ağı. O derinlikte, o temizlik ve dakikada bir geçen trenler. Yolcuların büyük kısmı kitap okurken en genç nesil elindeki akıllı telefon ya da tabletle oynamayı ya da müzik dinlemeyi seçmiş durumda ki bu da Rusya'nın geleceği hakkında biraz ipucu veriyor gibi...






Metro ağının çok iyi tasarlanmış olmasının yanı sıra çok daha önemli çok büyük bir ayrıntısı var ki bu da her bir istasyonun içinde yer alan sanat eserleri. Her biri yapıldığı dönemle ilgili resimlerle, heykellerle, mozaiklerle süslenmiş. Kiminde dini motifler öne çıkarken, kimisinde sanat, kimisinde devrim betimlenmiş. Moskova metrosunu görünce İstanbul metrosunun uzunluğu, hatlar arası kopukluk ve yaşanan izdihamı düşündüm ve kendi kendime güldüm ağlanacak halimize... Hele bir de belediye başkanımızın ''Metrobüs Mucizesi'' ile ilgili demecini ''Dünya literatüründe de normalde otobüslerle yolcu taşıma kapasitesi saatte 12 bin ya da 15 bindir. Biz 33 bin kişiye çıkmışız. Yani bu otobüslerle olacak iş değil. Bu kadar yolcuya hafif metro ve raylı sistem olması gerekiyor. Çünkü 35 bin, 50 bin yolcu hafif metro demektir.'' okuyunca kahkahalara boğuldum. Günaydın dedim duyup duymamasına aldırmadan. Keşke muhallebicilik işine değil de metro işine eğilseydi en azından bu muhteşem demeci vermezdi. Sahi ne oldu o tanesi 1.250.000 Euro'ya alınan metrobüslere?... Neyse Moskova'yı anlatmak isterken yoldan çıkan metrobüsün ya da çöken metrobüs durağının altında kalmayalım....
Bu arada bu gariban kentin halk otobüsü, belediye otobüsü, minibüs vb toplu taşıma araçları yok trafikte terör estiren, pardon halka hizmet veren. Tüm kenti kapsayan ve birbirine aktarma şansı veren metro hatlarının yanında bir de troleybüs hatları var. Gördüğüm troleybüslerin tamamı eski ama işler halde, metroda hizmet veren trenlerin de gördüklerimin yarısından çoğu eski ama bakımlı ve işler halde idi. Makyajları yoktu ama temizlerdi. Aynı bizdeki gibi :)))))
Sevgiyle
Taylanca



28 Temmuz 2012 Cumartesi

Londra 2012

Londra 2012 Olimpiyat Oyunları
Açılış törenini izliyorum şu anda, izlemeye başladım ki hala büyük bir keyifle izliyorum. İzlerken onları gördüm ve yazmaktan soğudum. Yazmak istemiyorum...
Sevgiyle
Taylanca

27 Temmuz 2012 Cuma

TOKİ ve Aslantepe ve iftar ve diğerleri ve bir de GSYİAD





Aslantepe ve iftar ve diğerleri...

Herkes bilir, Seyrantepe'de bir stadyum yaptı TOKİ, Mecidiyeköy'deki DEĞERSİZ araziye karşılık TEM kenarında görgüsüzce sergilenmek üzere aynen TOKİ Evlerinde olduğu gibi bir stadyum inşa etti....Stadyumun yapıldığı yer sıkıntılı, yerleşimlerden uzak ve en önemlisi TEM kenarı TEM. Maç günleri İstanbul trafiğini felç etmek istiyorsanız daha iyi yer bulamazsınız, köprü üstü hariç... Emeği geçen herkesi kutlamak gerek ki en de kutluyorum. Önemli olanın TEM'i kullanan milyonlarca insan tarafından TOKİ'nin görülmesi ki bu konuda başarıya ulaşıldı. Trafik kilitlenmiş, kimin umurunda...

Stadyumun kuruluş yeri böylesine DOĞRU iken bir de GSYİAD (1905 Galatasaraylı Yönetici ve İşadamları Derneği) çıktı ve o muhteşem TEM kenarı muhteşem stadyumun bahçesinde iftar çadırı kurdu, ne iyi etti de kurdu, böylece yoldan geçmeye çalışan herkes gördü derneğin paraya kıyıp iftar yemeği verdiğini. Ne mutlu bana ki ben de gördüm!!!

Sahi iftar yemeği gösteriş amaçlı mı verilir, verilmeli?

Sevgiyle

Taylanca

27 Temmuz 2012

22 Temmuz 2012 Pazar

Eğer




Eğer yapsaydım, sevseydim, gitseydim, arasaydım, okusaydım, izleseydim, gitmeseydim, gelmeseydim, gelseydim, YAŞASAYDIM... Saymakla bitmez -saydım, -seydim ile biten sözcükler, bu sözcükleri içeren cümleler. Hele bir de KEŞKE ile başlıyorlarsa ki çoğu da öyle. Yandık demek, saymak yerine yanmak daha doğru olsa gerek. Keşke yanma-saydım...

Eğer ve keşkeler üzerine o kadar çok yazı, şiir var, o kadar çok şarkı ve şarkımsı var, çoğunu da biliyoruz ama yine de ''-saydım, -seydim, eğer, keşke'' diyoruz.

Dememeliyiz, çıkarıp atmalıyız yaşamlarımızdan, uzaklaştırmalı, uzak kalmalıyız ve bir daha hiç görüşmemeliyiz. Ne zaman ki bunu başardık işte o zaman yaşadık sayabiliriz. YaşaSAYDIM yerine SAYarız yaşaDIM diye...

İçimden geçenleri yapmaya başlayalı çok olmadı ama en azından başladım yapmaya, Artık saymıyorum, ''-saydım eğer''leri, ''keşke''leri. Azaldılar çünkü, aslında azalmadılar azalttım onları. İstedim ve azalttım. Daha da alacağım yol var ve alacağım... Daha mutlu yaşıyorum, daha mutlu yaşayacağım...

Ne dersiniz var mısınız YAŞAMAYA... Daha mutlu yaşamaya...

Haydi ilk iş ne zamandır aramadığınız bir dost ya da iyi arkadaşınızı arayarak başlayın...

Sevgiyle

Taylanca

18 Temmuz 2012 Çarşamba

IMAGINE




IMAGINE




Imagine there's no heaven

It's easy if you try

No hell below us

Above us only sky

Imagine all the people living for today




Imagine there's no countries

It isn't hard to do

Nothing to kill or die for

And no religion too

Imagine all the people living life in peace




You, you may say

I'm a dreamer, but I'm not the only one

I hope some day you'll join us

And the world will be as one




Imagine no possessions

I wonder if you can

No need for greed or hunger

A brotherhood of man

Imagine all the people sharing all the world




You, you may say

I'm a dreamer, but I'm not the only one

I hope some day you'll join us

And the world will live as one


JOHN LENNON