24 Mayıs 2013 Cuma

Ahmet Telli... Konuğum Ol...

KONUĞUM OL

Bir akşam konuğum ol
oturup konuşalım biz bize
Anıların çubuğunu yakıp
uzatalım geceyi biraz

Geçmişe bir el sallayıp
yaşanan günleri konuşalım
ve günlerin üstüne çöken
dumanlı, isli havaları

Kendimize daha az zaman
ayırsak da olur geceden
Çünkü boğulabilir insan
yalnız kendini düşünmekten

Kapağı açılmayan kitaplar
unutulmuş aşklar gibidir
Kitaplardan söz edelim
ve onların gizli kalmış
sessiz tadlarından

Sabaha doğru perdeyi
aralayıp ufka bakalım
ve bir çocuk gibi
hayretle seyredelim
güneşin kızıllığını


Konuşulmadan kalan
daha çok şey vardı
diye düşünerek çıkalım
güneşle kucaklaşan balkona
— Üşütmesin sabah serinliği

Bir bardak demli çay
burukluğu gibi kalsın
gecenin ve sabahın tadı
yaşasın anılarımızda

Konuğum ol, oturup
konuşalım bir akşam
ve uzatalım geceyi
sözün çubuğunu yakarak

Ahmet Telli

 Fotoğraflar: Taylan Özgür ÇELİK


22 Mayıs 2013 Çarşamba

Geyikli Gece... Turgut Uyar

Geyikli Gece

Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak
Bir yandan, toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Gladyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut döğüşerek
Geyikli geceyi kurtardık

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı

İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli

Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.

Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini
Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında

Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
Salt yadsımak için sevmiyorduk
Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
Ne iyiydik ne kötüydük
Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı

Ama ne varsa geyikli gecede idi
Bir bilseniz avuçlarmız terlerdi heyecandan
Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk
Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uyurduk

Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerIeri gibi ayışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben

Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Eskimiş şeylerle avunamıyoruz
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayakucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz
Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum

Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

Turgut Uyar

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Yasak Sevişmek... Attila İlhan

Yasak Sevişmek

öteki kapımdan gel bunu açamazsın
eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel

hem tetik bulun ardında biri olmasın
hanidir ben bu evde saklanıyorum
adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum
gece gündüz siyah gözlük kullanıyorum
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel

pancurların gerisinde kararıyorum
içime belalar doğuyor sonbahar doğuyor
telefonda sesini tanıyamıyorum
yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
böyle hep bir şey kopuyor bir şey kırılıyor
sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
hem tetik bulun ardında biri olmasın

artık hiç kimse beni yaşamıyor
aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
korkularım oldum bittim kimsesizdiler
yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
bir revolver romanımı tamamlıyor
oyun bitti ışıklarımı söndürdüler
yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
üzerime kilitleyip mühürlediler
hem tetik bulun ardında biri olmasın

Attila İlhan


Fotoğraflar: TÖÇ, Fethiye, Kasım 2012

9 Mayıs 2013 Perşembe

Boşver... Hayyam

Rübai X

Sarhoş ve sevenler yanacakmış, hadi boşver ;
Sanmam ki bu söz doğru, bırak söylesin eller
Sarhoşları, aşıkları Tanrım yakacaksa,
Cennet için avcum kadar ayrılmalı bir yer

Ömer Hayyam

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Bir Taş Atarsın... Edip Cansever


Bir Taş Atarsın...

Bir taş atarsın, taş nereye düşerse
Mutlaka bir köşebaşıdır
Çünkü yüreğin daralmıştır ve kıştır
Kullanılmamış bir sicim gibidir soğuk
İşte bak her kestaneciye sapsarı bir köşebaşı kalmıştır.

Şimdi bir şamandıra denizin yüzünde
Durulmamış bir anı gibi kendini salmıştır.

İçimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu
Yalnızlık bir başına kalmıştır

Edip CANSEVER

 Fotoğraflar: TÖÇ, Fethiye, Berlin,Tarabya

24 Nisan 2013 Çarşamba

Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiir... Turgut Uyar'dan...

Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiir


Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Turgut UYAR

22 Nisan 2013 Pazartesi


2007-2010 yılları arasında bir yelken takımımız vardı. Yoğun antrenmanlar sonrasında yarışlara da katıldık. Büyük Yarış diye de geçen Aşağı Yarışı'na 2009'da bir kez katıldık ve yarış günlüğümüzü de o günlerde yazıya döktüm vekurumsal dergimizde yayınladık. Umarım keyifle okursunuz... 
Taylan

Yelkenli fotoğrafları: Alp Dilgen







2009 Aşağı Yarışı Günlüğü

17 Temmuz saat 13.00’te İstanbul Boğazı Çengelköy açığında start alan TAYK/Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Açık Deniz Yarışı’nı heyecanla bekliyorduk takımımızın kurulduğu günden bu yana. İlk kez katılacaktık 3 etaptan oluşan toplam 301 millik namı diğer Büyük Yarışa… Yarış süresince Deniz Kuvvetleri Komutanlığından iki mayın tarama gemisi ve iki sahil güvenlik botu bizlere eşlik ederek güvenliğimizi sağladılar. 25-30 saat süreceği düşünülen 165 millik İstanbul-Bozcaada etabı için son teknik kontrolleri yaptıktan sonra saat 11.00’de Ataköy Marina’dan ayrılarak start hattının yolunu tuttuk.

Start hattına geldiğimizde yarışacağımız teknelerle birlikte boğazı süsledik, şamandıraları kontrol ettik, can yeleklerimiz ve cansalımızı yarış komitesine gösterdik, ana yelken ve cenoamızı bastık, balonumuzu hazırladık, gönderimizi donattık ve start anını beklemeye başladık. Saatler 12.55’i gösterdiğinde son beş dakika işareti, 12.59’da son bir dakika işareti verildi heyecan doruğa çıktı, saat tam 13.00 olduğunda yarış başladı. Tam 70 yelkenli balon basarak yarışa başladı.

İlk etap Çengelköy açıklarında başlayıp Marmara denizi ve Çanakkale Boğazını aşarak 165 milin sonunda Bozcaada’da son bulacaktı. Her tekne daha önceden belirlediği rota üzerinde yol almaya başladı. Biz, gruptan ayrılıp Marmara Denizi’nin Avrupa kanadında yol aldık, bir süre sonra hiç tekne görünmez oldu çevremizde. 11 yelkenci pürdikkat görevlerini yerine getiriyordu ama meraklı konuşmalar da geçiyordu aramızda; kim önde diye… Oldukça iyi bir rüzgar yakalamış yelkenlerimizi doldurmuş gidiyorduk merak ve heyecanla bu ilk Büyük Yarış’ımızda. Hava karardı Marmara Denizi’ni aşamadan rüzgar kaldı bir anda, sağanak bekledik uzunca bir süre… Sağanağı yakaladıktan sonra yeniden doldurduk yelkenlerimizi ama hala kimseler yoktu çevremizde. Gece saat 01.00 sularında yine rüzgarsız kalıp hareketsiz bir biçimde sağanak beklerken bizi yola çıkaracak bir telefon geldi ve önde olduğumuzu öğrendik diğer teknelerden büyük bir mutluluk yaşadık, uykumuz gelmişken gözlerimiz dört açıldı yeniden. Bu coşku ile yakaladığımız sağanağı da iyi değerlendirdik ve yeniden hızlandık. Dönüşümlü uyumalar başladı, uyuma derken saatlerce değil tabii, 10-20 dakika uyku güvertede tekneye çapariz vermeyecek herhangi bir yerde yetiyor da artıyormuş meğer. Derken gün ağardı yeniden, beklenenden daha uzun sürdü Marmara’yı aşmamız, dedik Çanakkale Boğazına girelim akıntının da yardımıyla geçer gideriz, zaten öndeyiz de farklı biçimde yaklaşık 2 saat kadar diğerlerinden, neşemizde yerinde tüm yorgunluk ve uykusuzluğumuza rağmen…

Çanakkale Boğazı’nın girişinde yaşadığımız rüzgarsızlık ve arkasından gelen sağanakla yakaladığımız hız ve ardından yine köre düşmemiz birkaç saat yitirmemize yol açtı, yetişirler diye çekindik diğer rotaları kullanan yelkenlilerin ama hala kimseleri göremiyorduk dürbünümüzde, liderliğimizi sürdürüyorduk galiba…Kilitbahir’e geldiğimizde ikinci kez güneşin batışına tanık olduk, yiyecek ve içeceklerimizin de sonlarına yaklaşmıştık tahminlerin üstünde süre alan bu yarışta ve yelken indirip motor basarak yanımıza gelen bir tekneden gelen bilgi ile yarışı çok sayıda teknenin bıraktığını öğrendik. Yorgunluğumuzun arttığı bu saatlerde bir yandan canımız sıkıldı diğer yandan özgüvenimiz arttı bitirmek için…

Beş-on dakikalık uykularla geçen yaklaşık 38 saatin sonunda bitiş çizgisine 1,5 mil kalmıştı kalmasına da hava da kalmıştı. Rüzgar sıfır knot gösteriyordu, yanımızdan sürekli yarışı terk eden motor basmış tekneler geçiyordu ama biz yılmadan sağanak bekliyorduk 38 saat içerisinde defalarca yaptığımız gibi, Büyük yarış’ın ilk etabı azap yarışı haline gelmişti, ama finiş hattı da ışıl ışıl parlıyordu, yaklaşık 11 saatte geçtiğimiz Çanakkale Boğazı’nın ardından finişe bu kadar az kalmışken ve hala öndeyken bırakamazdık yarışı, rüzgar yoktu ama doğru hesaplanan rotanın yararını görüyorduk, akıntı bizi ağır ağır da olsa tam finişe götürecekti, yeter ki diğer tekneler yakaladıkları sağanakla bizi geçip gitmesinler. Gecenin sessizliğinde duyduğumuz her motor sesi terk eden bir tekneden geliyordu, her terk bizim coşkumuzu ve artırıyor umudumuzu tazeliyordu.

Hafif bir rüzgar yakaladık sonunda ve akıntının da yardımıyla finiş hattına yaklaşık 04.00 gibi ulaştık. İlk finişi veren tekne olduğumuzu öğrendiğimizde keyfimize diyecek yoktu. 70 yelkenli ile başlayan yarışı yalnızca 13 tekne bitirebilmişti, tüm favorilerin önünde de Sanovel Yelken Takımı vardı. Yaklaşık 40 saatlik azim sonucunda 165 millik ilk etabın birincisi olmak, ilk kez katıldığımız bu yarışta bizleri oldukça gururlandırmıştı herkes bizi konuşuyordu, rotamızı, sabrımızı, 2 yıl bile dolmadan bu başarıyı göstermek kolay olmasa gerekti…

Pazar günü yapılması gereken ikinci etap rüzgarın sıfır knot olması nedeniyle yapılamadı. Üçüncü ve son etap olan Bozcaada Çeşme etabı beklenmeye başlandı adada 100 millik etap ve akşam yapılacak olan etap ödül töreni…Dinlenmeyi hak etmiştik, birkaç saat dinlendikten sonra ki bu süre teknedeki 10 dakikalık uykunun yanında hem de yatakta geçirilince çok güzel geldi. Artık sırada teknenin yeniden hazırlanması vardı. Temizlik, donanım kontrolü, erzak alışverişi gibi… Bir de kendimizi ödüllendirmek için Ayazma tarafına geçerek denize girmek gibi…

Akşam olduğunda takım olarak ödül törenine hazırdık, Sanovel Yelken Takımı t-shirtlerimizi giyerek marinada hazırlanan tören alanına başımız dik bir şekilde gittik.IRC 1 sınıfı 21 yat arasında ilk sırada finiş veren takım olmanın gururu ve zevkiyle plaketimizi alkışlar eşliğinde aldık.

Sıra üçüncü ve son etap olan Bozcaada-Çeşme etabının başlama saatini beklemeye geldi. Pazartesi saat 09.00’da başlayacak yarışın 14-15 saat sürmesi bekleniyordu. Sabah uyandığımızda bir sürprizle karşılaştık, gece başlayan şiddetli rüzgar bizi Çeşme’ye uğurlamak için esmeye devam ediyordu.

Saat 08.00’de tekneye geçtik, son kontrollerden sonra yelkenlerimizi basarak seyre başladık. Bir küçük hatayla başladık saat 09.00’da son yarışa ama çabuk toparlandık, planladığımız rotayı tuttuk sıkı rüzgar altında buluştuk açık denizle. İlk etapta sıfır knot olan, ikinci etabı iptal ettiren rüzgar bizi Çeşme’ye çabucak ulaştıracaktı anlaşılan… Balon ile çıktığımız yolda bir de baktık ki iskelemizde Midilli, sancağımızda Sakız adası, 32 knotlara kadar çıkan rüzgar ile masmavi Ege sularında dalgalar üzerinde yüzerek sürdük teknemizi. Performansımız derece alacağımıza işaret ediyordu. 100 millik etabı yaklaşık 11 saatte tamamladık, Çeşme Marina’ya ayak bastığımızda vücudumuzun bizi daha fazla taşıyamayacağı belli oldu, ama kumru yenmeden de çeşme terk edilmezdi. Yelken ve halatları güzelce topladıktan sonra saat 23.00’te kendimizi Ilıca’da kumru yerken bulduk meşhur kumrucuda… Sonra döndük kalacağımız otele ve sabah yiyeceğimiz boyozları düşünerek uykuya daldık. Sabah ilk iş internetten sonuçları öğrenmeye çalıştık, dokuzuncu tekne olmuştuk bu etapta, genel klasmanda da üçüncü.

İlk kez katıldığımız bu yarışta bir çok favori tekneyi geride bırakarak üçüncü olduk, 17’sinde başladığımız Büyük Yarış’ın üçüncüsü olarak 21’inde evimize dönerek keyifli anılara daldık…
Sevgiyle
Taylanca