konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Roger Waters geçti İstanbul'dan




Konserin duyurusu ilk yapıldığında, kaçmaz bu konser diyordum. Ne de olsa yaklaşık 30 yıldır tanıdığım ve sevdiğim bir grubun beyniydi. Pink Floyd'u da Roger Waters'u da severek ve tüm albümlerini toplayarak büyümüştüm üstelik. Konser anı yaklaştıkça üzerime çöken ataletin de katkısıyla bilet almamıştım ve gitmeme düşüncesindeyim. İlk olarak İzmir'den yakın bir arkadaşım aradı konserden yaklaşık on gün önce ve ben geliyorum görüşelim dedi. Dedim durumum belirsiz. Günler birbirini kovaladı ve konserden bir gün önce bir başka arkadaşım aradı geliyorsun değil mi dedi, belli değil ararım dedim. Derken konser saatleri yaklaştı ve sevgili oğlumun ve yeğenimin hadi sen git diyerek beni zorlamaları ile harekete geçtim. Facebook duvarıma yazdım gidiyorum diye, yazımı gören arkadaşım aradı buluşalım diye. Bu arada ben hala biletsizim, İstinye Park'a gittim bilet almaya, yaklaşık 30 dakikalık kuyruk beklemesi sonucu biletimi aldım saha içinden. Cem ile buluştuk Levent'te ve tıklım tıklım dolu bir metro ile ulaştık İTÜ-Ayazağa durağına. İndik yürümeye başladık stadyuma, yine konser için İzmir'den gelen yakın bir arkadaşımla görüştük sahaya girmeden önce, devam ettik girdik sahaya, sahneyi sol çaprazdan gören ve yakın bir noktada beklemeye başladık ustayı. Beklerken başladık selam vermeye Taksim'e, izleyiciler hep bir ağızdan bağırdı beklerken ''Her yer Taksim, her yer direniş'' diye. Dakikalar kala Imagine duyuldu kabinlerden ve selam durdu herkes John Lennon'a, ben de omuzumdaki Imagine dövmeme dokundum dinlerken. Kalabalık her geçen dakika artıyordu. Saatler sanırım 21.00'i gösteriyordu ki başladı Roger Waters ve ekibi. Merak edenler için Playlist'in linkini paylaşıyorum.

http://www.setlist.fm/setlist/roger-waters/2013/itu-ayazaga-kampusu-maslak-istanbul-turkey-63c6e6e3.html

İzleyici-dinleyiciler coşmuştuk sahneye çıkışla birlikte. Gündüz haberi düşmüştü duvara yansıtılacak isimler kimler olacak Türkiye'den kimler var diye ve Adnan Menderes, Hrant Dink, Uğur Mumcu adlarını öğrenmiştim. Menderes neden diye de düşünmeden edememiştim.

Sabırsızca ''Gezi''ye selam durmasını bekliyordum, Türkçe konuşmaya başladı. Tamam geliyor dedim ama gelmedi o an. Tam umudu kesmiştim ki bir anda ''devlet terörü, ölenlere adıyorum dedi ve bu çocuklara alkış istiyorum diyerek Gezi olaylarında canını yitirenlerin resimleri ve isimleri yansıtıldı duvara.

 http://www.youtube.com/watch?v=w8IvkmQTZmA

Canlarımıza saygıyı atlamamıştı büyük usta. Bu arada bir çelişkiden de bahsetmek istiyorum; Garanti Bankası sponsorlardan biriydi. Hani haberlerde pembe tablolar çizen, gizleyen olan biteni, zorunda kalınca da çarpıtan ve on yılda nice değerli çalışanını harcayan NTV'nin bağlı olduğu gurubun bankası. Can verenleri göstermekten kaçınan patronun sponsorluğunda canlarımız anıldı saygıyla. Öte yandan asıl sponsor bizdik. Hem paramızla girmiştik içeri ki saha içi biletler en ucuzu olup ve 150 TL idi, tıklım tıklım da doluydu her yer. Ayrıca Garanti'yi Garanti yapan, NTV'yi NTV yapan da biz değil miyiz? Bizim paramızla çarklarını döndürmüyorlar mı? Biber gazının, TOMA'nın sponsoru da biz değil miyiz? Vergilerimizi son kuruşuna kadar geri almadık mı ilaçlı su ve gaz yoluyla. Vergilerimizle yitmedi mi canlarımız? Duvara yansıyınca resimler yine başladık bağırmaya, her yer Taksim her yer direniş, bu daha başlangıç mücadeleye devam diye. Bekledik biber gazı TOMA vs ama hepsi Silivri'yolunda olduğundan boşa çıktı beklentimiz. Konser ya da gösteri mi demeli sürüyordu tüm hızıyla. Bu arada duvarın boşlukları dolduruluyordu sürekli, sahne kapatılıyordu duvarla, örülüyordu duvarın kalan kısmı. Sanki The Wall filminin tiyatrosunu izliyor gibi hissettim. 1989'a gittim Sevgili Ali ile tanışmamıza neden olan The Wall'u izleme çabamıza ve ilk çabamızın teknik nedenlerle gösterimin ertelenmesi sonucu güzel bir dostluğu başlatmasına gittim bir yandan ve Ali'yi de andım konser sırasında keşke İstanbul'da olsaydı da beraber gelseydik dedim. İnciraltı yurt günlerimi düşündüm, eve çıkma kararımı, çıkışımı, öğrencilik yıllarımı. Özlemişim...
''Hey teachers'' diye bağırdık, sevgili oğlumu düşündüm. Çocuklarımızın okulu sevmemeleri için neler yaptığımızı düşündüm bizim, oy verdiklerimizin ve vermediklerimizin. 1979'da yazılan şarkı 2013 Türkiye'sinin gerçeği halinde değil mi bir çok yönüyle?
Konser süresince zaman zaman sloganlar yükseldi, ne konserin havası bozuldu, ne de eğlenceye çevrildi. Her şey dozundaydı.
Saat 23.30 civarında konser bitti ve bir açık hava konserinin tahliyesinin ne kadar zorlaştırılabileceğini yaşattılar bize. Tam bir saatte çıkabildik kampüs dışına. Sahadan çıkmamız da yaklaşık 40 dakika aldı. Bu bir saati yürüyerek geçirdik, neyse ki araba ile gelmemiştik, onların durumu daha da içler acısıydı çünkü.
İyi ki gelmişsin Roger Waters, iyi ki aramışsınız arkadaşlarım hadi diye, iyi ki zorlamışsınız sevgili oğlum ve yeğenim. İyi etmişim gitmişim, konserden konsere görüştüğümüz kuzenimle de görüştük uzun bir aradan sonra...
Konser bu gece olsaydı Silivri'ye de selam dururdu Roger Usta...
Bu günün düşündürdükleri (5 Ağustos 2013 ) : Halkın tamamına vereceksin müebbeti, herkes rahatlayacak!!!
Sevgiyle, adaletle, barışla...
Taylanca

Fotoğraflar: TÖÇ



























20 Eylül 2012 Perşembe

Leonard Cohen geçti İstanbul'dan...

Haylaz Efsane Muzırlıklarıyla Geçti İstanbul'dan...

Bir büyük yaşayan efsane geçti istanbul'dan... Öyle böyle değil 1934 doğumlu, yaşıtlarından çok daha yüksek bir enerjiye sahip bir efsane. 2009'da geldiğinde gidememiş olmamın getirdiği yüksek şiddetli hayıflanmam etkili oldu sanırım yeniden gelmesinde :) ... Bu kez kaçırmam dedim ve yolunu tuttum Ataşehir'deki konser salonunun. Geç kalma tehlikesini yaşamamak için de saat 17.00 gibi ayrıldım iş yerimden ne de olsa köprü geçecektim. Biletim de yoktu ama bulurum diyerek koyuldum yola. İş yerinden sevdiğim bir arkadaşım da bir sevdiği arkadaşıyla birlikte konsere gideceklerdi biletlerini daha önceden almış iki müzik sever olarak. Ben de onlara katıldım konser alanının yakınında bir mekanda bir şeyler yerken yakalayarak. Mekanda bir kaç tanıdık can ile de karşılaşıp hasbıhal ettikten sonra kalkalım artık dedik ve salona yöneldik. Kalabalık artmıştı saat 19.35 civarında. Bilet kuyruğuna girdim biletimi aldım ama bir farkla arkadaşlarımın yanında yer kalmamıştı. Yollarımız işte tam burada ayrıldı.
Salona girdim yerimi buldum oturdum. Bilet gişesindeki görevli bilet aldığım kategorideki son üç biletten birini aldığımı söylemişti ama bomboştu çevremdeki koltuklar da dahil olmak üzere ''silver'' kategori. Konserin başlamasına 20 dakika vardı ve salon boştu, beni kandırdığını düşündüm görevlinin. Konser başlama saati geldi hala salona girişler vardı ama hala büyük boşluklar vardı. 20.40 da bir anons yapıldı beş dakika sonra başlayacak diye derken 10 dakika sonra genç efsane Cohen oldukça ''haylaz'' hareketlerle çıktı sahneye ve alkış koptu salondan... Hala gelenler vardı salona...
Konserin ya da ayin mi demeli çok güzel geçeceği çıkışından belliydi Haylaz Efsane Cohen'in... Tam bir saat on dakika ara vermeksizin söyledi üstad zaman zaman da çalarak. İzleyenlerin çişi geldi Cohen'in gelmedi, düşündüm yaşıtları kim bilir kaç kez tuvalete giderdi bu sürede diye. Cohen ara verdi salon boşaldı, herkes bir yerlerde, Cohen çıktı insanlar hala dışarıda ve anlaşılan o ki bir kısım terk etti salonu, boşluklar göze çarpar hale geldi yeniden. Olsun anlamayan gitsindi zaten, saygı duymayanın yeri de yoktu Cohen'in ayininde... Ardı ardına söyledi çok bilindik şarkılarını, eşlik ettik zaman zaman ustaya, usta kalanları kalanlar da ustayı coşturdu derken bis sonrası neredeyse bir konser daha verdi koca çınar Cohen... Net üç saat kaldı sahnede, fazlası vardır eksiği yoktur, ekibiyle birlikte olağanüstü bir ayine tanıklık etmemizi sağladılar. 2009 konserine garip ve kötü bir tembellik haleti ruhiyesiyle gitmeyen ben 2009 Ekim'inde doğduğu yere Montreal'e gidip izlerini görünce Cohen'in hayıflanma düzeyi artmış ve can sıkıntım çoğalmıştı. Tek tesellim kaldığım otelin John Lennon-Yoko Ono çiftinin yatakta yaptıkları meşhur basın toplantısının oteli olmasıydı. Hatta toplantıyı yaptıkları yatak da otelde sokaktan gelip geçenlerin de görebileceği bir alanda sergilenmekteydi. Cohen derken Lennon'a geçtim, ne yapayım John Lennon'ın yeri çok ayrı bende...

Neyse biz dönelim Leonard Cohen konserine ve geç gelenlerle erken gidenler ve bir de sürekli telefonu açık twitter ve facebook yayını yapanlara. Biletler bedava mıydı, geliş amacı sadece ''buradayım'' demek mi? Sormazlar mı adama ''havan kime güzelim?'' diye. Gerçekten izlemeyecek- dinlemeyeceksen niye gelirsin? Madem geldin niye rahatsız edersin telefonunun ışığıyla çevrendekileri? Bırak bari biz rahat rahat ve keyif ile izleyelim-dinleyelim Cohen kardeşimizi. Kardeşimiz diyorum sahneye giriş ve çıkışta yaptığı muzırlıklar nedeniyle. Haylaz bir çocuk edasıyla yaptı muzırlıkları, yakıştı da. Muzırdı ama bir o kadar da saygılıydı ekibine ve izleyicisine.
Şapkası, mikrofonu, ekibi ve izleyicisiyle bir bütündü büyük üstad...

''Bu harika ülkeye barış gelmesini diliyorum.' diyerek ders verircesine bitirdi ayini Haylaz Cohen !!!  


Ne iyi ettin de geldin, ne iyi ettim de gittim...

Sevgiyle

Taylanca

Not: Konser alanının adını özellikle kullanmadım. Sponsor adı Fenerbahçe'nin önünde ve hatta tamamen yemiş durumda Fenerbahçe'nin adını, Galatasaray'ın olduğu sanılan stadyumda olduğu gibi. Gönlüm isterki FB Arena, GS Arena diyebilelim ama yasak !!!